Dindarlık ve Ahlak kavramları

Dindarlık ve Ahlak kavramları

Her dindar insan iyi ahlaklımıdır ? Her inançsız, ateist kötü ahlaklımıdır? Bu soruyu toplumda tartışmanın zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Bizim kültürümüzde genellikle insanlar birbirlerine güvenmezler. Bununla ilgili birçok atasözü de vardır. Bu nedenle insanlarımız özellikle beraber iş yapacakları, yanlarında çalıştıracakları kişilerin namusunu sorgularlar ve bu konuda bir güvence ararlar. Ve sanki namuslu ve iyi ahlaklı olmak çok az bulunan bir özellikmiş gibi (galiba öyle) önemli bir görev bir kişiye, genel liyakatına bakılmaksızın, sadece namuslu olduğu kanaatına varıldığı için verilir.

Her insan övgüden hoşlanır. Ancak beni överken çok namusludur, çok iyi ahlaklıdır falan denmesinden hiç hoşlanmam. Bunların zaten her insanda olması gereken özellikler olduğuna ve bu yüzden kişilerin özel olarak ödüllendirilmemeleri gerektiğine ancak bu özelliklere sahip olmayanlarında cezalandırılması gerektiğine inanırım. Yani namuslu olmak normal, namussuzluk kötüdür. Namuslu olmak iyi, namussuzluk normal şeklinde bir yaklaşıma karşıyım.

Şimdi gelelim İnanç, Namus, Ahlak gibi kavramların ilişkilerine:
Ben toplumun görüşlerini Televizyon tartışmaları ve siyasilerin, bürokratların beyanlarından takip etmeye çalışıyorum. Buradan şu sonuca vardım: Sorumlulukları çok olan yöneticiler yukarıda sözünü ettiğim güvenceyi din de arıyorlar. Bir kişi namaz kılıyorsa, zekat veriyorsa, içki içmiyorsa, oruç tutuyorsa hele hele birde hacca veya umreye gitmiş ise o kişi çok namusludur, yüksek ahlaklıdır. Bunu çokça duyduğum ” Alnı secdeye varmış adamdan zarar gelmez” cümlesinden de görüyorum. peki hepinize soruyorum: Sizce bu yüzde yüz, her zaman doğrumu? Burada bir dini tartışma başlatmak istemiyorum. Kuranda neler yazdığını da biliyorum.

Bir adım ileri gidelim:
Bütün namaz kılmayan veya oruç tutmayanlar namussuz ve güvenilmez midir?
Bir adım daha:
Müslüman olmayan tüm insanlar kötümüdür? ve hatta Sünni olmayandan hayır gelmez mi?

Bence bunların hiç biri doğru değil ve hatta çok zararlı düşüncelerdir.

Toplumsal hayatta önemli olan AHLAK tır. Din ise özellikle bizim dinimizde yaradan ile yaradılan arasındaki ilişkidir ve başka hiç bir kimseyi ilgilendirmez.

Sonuçta bütün bu kavramlar insanlar tarafından oluşturulmuş ve sosyal hayatın düzenini ilgilendiren kavramlardır. Bu nedenle hepsini doğru yerde doğru bir biçimde kullanmak gerekir. Bu kavramların arasındaki karışıklık hayatımızı nasıl kötü bir biçimde etkiliyor:

  • Namus, ahlak endişesi ile ülkemizin en tepe yöneticileri görevlendirmelerinde dini göstergelere sarılıp liyakatı tamamen bir tarafa bıraktılar. Yere göğe koyamadıkları kişileri şimdi şeytan ilan ettiler ve muhtemelen büyük bir korku içindeler. Sonuçları bizde görüyoruz. Her şeyin iyi gittiği söylemi ile sadece kendimizi kandırıyoruz. Bununla ilgili liyakat eksikliği nedeniyle her konuda yüzlerce sorun sayabilirim.
  • Dini bilgilere sahip olmanın değeri bilimin çok üzerine çıktı. İnsanlığa çok faydalı buluşları olan insanlara ülkemizde hiç değer verilmezken bir takım etkili dini konuşmalar yapan kişiler büyük ölçüde itibar görüyorlar ve karun gibi zengin olabiliyorlar. Adam çıkıp yanmayan kefen satabiliyor. Buna benzer olaylar karşısında “Güleriz ağlanacak halimize”
  • Tüm medeni dünya insanları uzayı, tıpta olanları vb konuları merak edip soruştururken bizimkiler “çiklet çiğnesem orucum bozulur mu” sorusu ile günlerini geçiriyorlar.
  • Doğa kanunu olarak tüm insanlar bir rekabet içerisindedir. Bu doğrudan rekabet olduğu gibi gizli sürdürülen bir rekabette olabilir. Dini kullanarak, kadınları Suudi Arabistanlıların dediği gibi insan değil memeli hayvan olarak görüp en baştan nüfusun takribi yarısı olan kadınlara karşı üstünlük sağlayıp rekabette öne geçmek bir avantaj oldu. Dinimizin bugünkü algılanmasına göre bu dinen yanlış değil. Geçenlerde karikatür gördüm: Hırsız dükkanın kilidini kırarken besmele çekiyor. Bir avukat arkadaşım, kendisine bir savcı arkadaşı tarafından anlatılan bir anekdotu iletti: Üç dört kişilik bir araba hırsızı çete yakalanıyor ve bu savcı tarafından sorgulanıyor.Yaş ortalaması çok genç olan ve dini ilgileri olduğunu anladığı bu gençleri biraz bu yönden uyarmaya karar vererek “Siz ne kadar büyük günah işediğinizin farkında değil misiniz? Hırsızlık günahtır” vb laflar söyleyince gençlerin arasından birisi “Savcı bey, biz dindar ve inançlı insanlarız. Ne zaman hırsızlığa gitsek ilk önce Allaha ellerimizi açıp, Allahım bize helal parayla alınmış araba nasip etme, diye dua ederiz. Buyrun cenaze namazına. Ne oldu? Yaptığımız kötülükleri kendi vicdanımıza yutturmak için Dini kullanmaya başlamışız. Ondan sonra sakalı uzun sarıklı biri çıkıyor küçük kız çocukları ile evlenmek caizdir diyor. Bu da bizim tüm sapıklığımızı kendi vicdanımıza karşı koruyor.

Ey Bu Toplumu Yönetenler:

Toplumun ilerlemesi için tek çare din değildir. Sorunlar tam olarak analiz edilmez ise din faydadan çok zarar da verebilir.

Önemli olan Ahlaktır, namustur, Görgüdür. Din, kul ile yaradan arasındaki bağdır. Son bir cümle: Dinimizde ruhban sınıfı yoktur ama biz müslümanlar bunu yarattık ve onların esiri olduk.

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir