Demokrat Olamayan Bireylerin Toplumu Demokrasi ile Yönetilebilirmi

Demokrat Olamayan Bireylerin Toplumu Demokrasi ile Yönetilebilir mi?

Demokrat Olamayan Bireylerin Toplumu Demokrasi ile Yönetilebilir mi?

Televizyon tartışmalarında konu genellikle demokrasidir. Demokrasi nasıl olmalı? Erkler Ayrılığı olmalı mı olmamalı mı?, seçim sistemi nasıl olmalı?, hukuk sistemi, anayasa, babayasa falan filan.

Hiç bir tartışma programında demokratlığın ele alındığını duymadım, görmedim.

E peki, demokrat olmayı bilmeyen bireylerden oluşan bir toplum nasıl demokratik bir yönetime sahip olabilir? Veya olabilir mi acaba?

Ben şanslı bir bireyim çünkü demokratlığı bilen, elit tabaka denilen bir ailede yetiştim ve yüksek tahsilimi demokrasi ile yönetilen, demokrat bireylerden oluşan bir toplumda yaptım. Bu nedenle mevcut durumu anlayabiliyorum.

Ülkemizde yeni, ileri vb. sıfatlarla anılan demokrasi kavramını ben hakiki demokrasi olarak adlandıracağım. Diğerleri zaten eşittir seçim olarak anlaşılmalı.

Demokrasinin olmazsa olmazları arasında erklerin ayrılığı, hukuk vb özelliklerin  olduğunu kabul ediyoruz ANCAK asıl olmazsa olmazı bireylerin demokrat olabilmeleridir.

Demokrat olmakla eski demokrat parti geleneğinden gelmekten bahsetmiyordum tabii ki. Demokrat olmak bireysel bir kavram.

Demokrat olmanın şartlarından biraz söz etmek isterim ve bu şartlarla vatandaşlarımızın çoğunluğunun uyuşup uyuşamadığına bakacağız:

Demokrat birey diğer bireylerin, onların zengin, fakir olmasına, dinine, milliyetine vb özelliklerine bakmadan haklarına saygı gösterir. Bu nedenle de demokrat bireyler bu amaca ulaşmak için oluşturulmuş olan kural ve kanunlara tartışmadan uyum gösterirler. Bu özellik olmazsa olmaz bir özelliktir. Şu yanlış anlaşılmasın. Kurallar oluşturulurken tartışılır, karşı çıkılabilir. Ancak kurallar resmen kabul edildikten sonra uyulur.

Bizim toplumumuzdaki bireyler acaba demokrat olabilirler mi? Demokrat olmak ile okunan okulların, sahip olunan diplomaların, akademik statülerin, iş hayatında edinilen ünvanların hiç bir alakası yoktur.

Çok iddialı bir cümle olmakla birlikte bir o kadarda ispatı kolay.
Şimdi sizlerle bir kaç farklı yere gidip insanlara bir de o gözle bakalım. Otoyolda araba kullanıyoruz. Sağ şeritteyiz ve trafik yoğun. Emniyet şeridinden giden araçları seyredelim. Genelde siyah renkli belli bir kaç marka arasından seçilmiş, şoför koltuğunda veya çapraz arka koltukta pahalı giyimli bir kişi oturmaktadır. Bu kişinin yüksek tahsilli olmadığına, önemli bir pozisyonda çalışıyor olmadığına, dünya görmemiş olduğuna inanabiliyor musunuz? Şu anda normal şeridinden giden insanları salak yerine koyuyor, haklarını çiğniyor, gelmesi muhtemel bir ambulansa zaman kaybettirme riskini hiç düşünmeden alıyor ve iler ki kavşakta tekrar şeride girmeye çalışarak trafiğin daha da yavaşlamasına neden olacağını biliyor. Bu kişi isterse profesör olsun, isterse bir şirketin genel müdürü seviyesinde eğitimli olsun muhtemelen içinizden bu kişiyi “öküz” olarak sıfatlandırdınız bile. Bu kişi istediği kadar demokrasiden söz etsin bir kere kendisi demokrat değil.

Bugünkü ülkeyi yönetenlerde böyle insanlar istiyor. Çünkü bu insanlar çok daha kolay yönetilebilirler. Bu karışık bir denklem. Anlamak için biraz düşünün lütfen. (Menfaatler, biat etme vb.)

Şimdi bu kişi ile ve ayrıca makam şoförü ile empati kurmaya çalışalım. Makam Şoförü sorununa biraz sonra geleceğim.

Aracın sahibi şimdiye kadar çok çalışarak kazandığı durumun veya zengin bir aileden gelmenin ayrıcalığı ile hak ettiği pozisyonun, herhangi bir biçimde zengin olmanın, kendisine başkaları tarafından verilen Genel Müdür, CEO, Bilmem ne Müdürü vb. bir ünvanın, trafikte bu şekilde ilerleme yetkisini de verdiğine inanıyor. Bazıları da üstelik aslında kanunen yasak olan “çakar” ışık sistemini utanmadan araçlarında kullanabiliyorlar. Çünkü buna hakları olduğuna inanıyorlar. Ne yaparsanız yapın bu kişiye demokratlığın en önemli şartını anlatamazsınız. Hatta belki de bu akşam bir TV kanalında konuşmacı olarak demokrasi ile ilgili ahkâm kesecektir.

Gelelim aracı kullanan makam şoförüne; doğrudan patronla veya bu üst düzey yönetici ile iletişim kurabilmenin tüm avantajlarını çalıştığı şirket veya kurumda iş arkadaşlarına karşı kullanıyordur. Ve bu durumdan olabildiğince çok faydalanıyordur. Trafikte de yaptığı hareketlerin patronu tarafından onaylandığından dolayı çok doğru olduğunu ve böyle davranmaya hakkı olduğu inancını taşıyordur. Bu şoförü bir de patronu arabada yokken seyredin. Sıkıysa da onu uyarmaya kalkın, bakın başınıza neler geliyor.

Bir apartmanda bir kaç emekli subay oturuyorsa, birbirlerine karşı davranışlarını ve hatta eşlerinin bir birlerine karşı davranışlarını inceleyin. Şayet bir kurumun veya kuruluşun lojman hayatını gözlemleme fırsatınız varsa orada müdürlerin, genel müdürün, şeflerin eşlerinin bir birleri ile olan ilişkilerini inceleyin.

Gazetelerde okuyoruz, yok vali odaya girdi neden ayağa kalkmadın diye açılan soruşturmalar. Vali gelince hemen makamından kalkıp yerini valiye veren genel müdürler ve bunu kabul eden valiler. Bir bakanı karşılayacağız diye soğuk havada yola dizilip saatlerce bekleyen memurlar ( o sırada onların işlerini acaba başkentimizin belediye başkanının dediği gibi üç harfliler mi yapıyor acaba).

Üst düzey siyasetçilere bakalım: Başbakan, Cumhurbaşkanı için tüm şehrin trafiği durduruluyor. Buna da kılıf bulmuşlar: Güvenlik, Fetö, Ergenekon vb. Kendilerine put gibi tapınılmasını normal ve hatta kendileri için bir hak olduğunu düşünüyorlar. Bunun gibi sayısız örnekler gördük. Buna karşılık olarak, rahmetle anıyoruz Bülent Ecevit, Erdal İnönü gibi hakiki demokrat ve görgülü az sayıda politikacı gördük. Örneklemede kesinlikle bir siyasi tercihi göz önünde bulundurmadım.

İnsanlar maymunlardan geldikleri için aslında maymunlukları ile taklit ederek öğrenirler ve insanlıkları ile de (hepsi değil) öğrendiklerini anlarlar. Bu nedenle tüm önderlerin öncülük ettiği bireylere kendi kişilikleri ile örnek olmaları gerekir. Ancak biz çocuklarımızı “amcana öğrettiğim küfürü et bakayım, pipini göster” falan diye eğitirsek sonucu bir AVM de, veya Toplu taşıt aracı içerisinde şımarık şımarık bağıran ve buna bir reaksiyon göstermeyen ebeveynler olarak gözlemleriz. Çünkü o anneler veya babalar çocuklarının bağırıp çağırmalarının diğer insanların haklarına tecavüz olduğunun farkında bile değillerdir.

Ben Atatürk hayranı bir insanım. Benim için Atatürk sadece ülkenin bağımsızlığa kavuşturulması ile büyük değildir. Asıl onu benim için bu kadar büyük yapan özelliği, ahlaklı, görgülü, kendini sürekli geliştiren, medeni, demokrat insan olmanın örneklerini sürekli olarak şahsı ile oluşturmuştur. Konuşmaları, giyimi, kuşamı, davranışları açısından da incelenmesi gereken tarihi bir kişiliktir.

Demokrasiden söz etmeden önce demokrat olabilmeyi, ahlakı, bireysel ilişkileri tartışmak gerekir.

Biz demokrat olmadan demokrasi talep eden bir milletiz.

Sağcı, solcu, dinci, laik hepsi hikaye. Bu işler takım tutar gibi olmaz.

Son söz: her millet hak ettiği şekilde yönetilir.

Eylül 2016

Yoruma kapalı.