LİDERLERLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİM

Yazan M. Murat Şirin

Tarih: 30 Nisan 2019

Sade bir vatandaş olarak siyasi liderlerle ilgili düşüncelerim:

Ben bir sade vatandaş ve seçmenim. 67 yaşında olduğumdan 17 yıllık AKP iktidarı öncesini de çok iyi biliyorum. Bu nedenle kendimce bu yeni siyaset ahlakı ile geçmiş siyaset ahlakını karşılaştırabiliyorum. Görüşlerim tamamen kişisel ve karşılaştığım ulusal medya ve sosyal medyadan aldığım haberler ile oluşmuştur. Allahtan sosyal medya var. Yoksa tek sesli ve iktidar yanlısı bir medya ile bir yere varmak mümkün değil. Söylenene göre Ruslar Berlin’e girinceye kadar Alman halkı savaşı Almanya’nın kazanmakta olduğunu biliyormuş.

Recep Tayyip Erdoğan;

12 Eylül zaten böyle bir ortamı hazırlamıştı. Amerika’nın yeşil kuşak ılımlı islam isteği rahmetli Erbakan Hoca ile gerçekleşemedi. Evet, Erbakan hoca dindardı ancak milli, ulusalcı bir siyasetçiydi. Ancak Amerika dindar fakat kendisine bağlı ve özellikle İsrail ile çok iyi geçinebilecek bir yönetim istiyordu. Bu nedenle yıldızı özellikle İstanbul Büyük Şehir Belediye başkanlığı süresince çok iyi belediye hizmetleri sağlayarak ve İstanbul un yıllardan beri süre gelen çöp ve su sorununu çözmesiyle insanların sevgisini kazanan Recep Tayyip Erdoğan’ı hazırladılar. Hapis yapması da bu senaryonun bir parçası. Pınarhisar’daki ceza evinde ne kadar rahat olduğunu oraya giden ziyaretçilerden duyuyoruz. Ayrıca kendisini bazı konularda eğitmesi için bir takım uzmanları, profesörlerin de gönderildiği söyleniyor. Bari o zaman kendisine biraz görgü, biraz ekonomi dersleri de verilseydi. 2002 seçimlerinde %20 küsur bir oyla iktidar oldu. İktidara gelirken 3Y yasaklar, Yoksulluk ve Yolsuzluk ile mücadele edeceği sözünü vererek iktidara gelen AK Parti İktidarının ilk yıllarında özellikle 2002 – 2004 döneminde, samimiyetle özellikle yolsuzlukla savaştığını düşünüyorum. Ancak bunu takip eden süreçte, “Bal Tutan Parmağını yalar” atasözüne uygun olarak işler değişti. Bir sonradan görmüşlük, görgüsüzlük ve açlıkla gücün nimetlerinden fazlasıyla yararlanmaya başlandı. Sonra da zaten ipin ucu kaçtı. Muhtemelen yolsuzluk biraz da Recep Beyin kontrolünden çıktı. Özellikle varoşlarda yaşayan ve kötü muamele gören, fakir bir kesimi yüceltti. Onların zenginleşmesini sağladı. Tabidir ki bu insanlar Recep Tayyip Erdoğan’ı taparcasına sevecektir. Ekonomide Kemal Dervişin,” borç al ve harca ama borçlarını’da döndür” sistemi ile ekonomiyi büyüttü. Bu sistemle darboğazdan çıkılır ancak hemen üretim ekonomisine geçilmesi gerekir. Bu sistem borç bulabildikçe yürüyebilir ve bir gün tahsilat için kapına gelirler. O zamanda alacaklıların esiri olursun. Dünyada paranın bol olduğu zaman yine rakip ülkelere oranla daha yüksek faizlerle krediler bulunabildi. Ancak bu paralar ile Üretim Ekonomisi yerine konut inşaatı ve tamamen tüketime yönelik bir ekonomi oluştu. İnşaat sektörü aynı zamanda tüketimi destekler şekilde AVM inşaatlarına yöneldi. Dış politika olarak ta bir hayal dünyasında yaşayan ve Türkiye’yi dünyanın merkezi zanneden Sayın Ahmet Davutoğlu’nun politikaları ile tüm komşularımız ile kavgalı duruma geldik. Cuma namazını Şam da kılarız, bu iş bir iki haftaya biter falan diye birçok palavra dinledik. Ancak bunları maalesef inanarak söylediler. Yahu insan birkaç uzman dinler de Suriye nin askeri gücü ve oradaki dengeler hakkında bilgi sahibi olur. Onlar için tek bilgili kesim İmam hatipliler. Uzun lafın kısası; bugün ekonomi berbat durumda ve bu konu ile ilgili hiçbir çözümleri yok. Dış politikada zaten sürekli tokat yiyoruz. Rus uçağı düşürüldü önce ben emir verdim dediler sonra özür dilediler. Sadece bugün seçmenim ne duymaktan hoşlanır diye konuşurlar sonra berbat ettiklerini düzeltmek için çark ederler. Şu S-400 konusu bile bu konudaki öngörüsüzlüklerini ve bilgisizliklerini gösteriyor. Ekonomi için mutlaka dış borç gerekli. Hiçbir yatırımcı Adalet sisteminin bağımsız olmadığı bir ülkeye yatırım yapmaya niyetli değil. Ne kadar yüksek faiz öderseniz ödeyin. IMF de çantada keklik değil. O da Amerika nın kontrolü altında. Sayın Cumhurun başkanı bunu anladı ve Türkiye İttifakı gibi bir laf attı ortaya. Sayın Bahçeli de hemen panikledi. Çünkü bunun altında CHP ile bir araya gelip ülkenin hayrına olan, erkler ayrılığını sağlayan, parlemento’nun ağırlığını arttıran bir sisteme yönelik Anayasa değişikliklerini yaparak ülkemizin biraz rahatlamasını ve dışardan bakıldığında biraz demokrasi yönünde adımlar atan bir görüntü sağlayarak dış kaynağın gelmesi sağlanabilir. O zamanda MHP nin işi biter gibi gözüküyor. Bu da Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve ailesinin güvence altında kalmasını sağlayabilir. Bundan evvel 15 Temmuzla çok büyük sıkıntılardan kurtuldu ancak bu yöntem tekrarlanamaz. Dedikodulara göre milli damat kendisinin kuyusunu kazmaya çalışıyor. Pelikan gurubu falan. Bu iktidarın ülkemize verdiği zararları anlat anlat bitmez. Galiba kafasında; Ulu Önder Atatürk’ü yeni neslin aklından ve gönlünden silip yeni bir Halife Soslu milli önder imajı oluşturmak ile ilgili bir plan var. Uzun zamandır bekliyordum halife konusu ne zaman gelecek diye. Geçenlerde sayın eşi first Lady’e bir konuşmasında “Halife” kelimesini söyletti. Hadi hayırlısı. Ümit ederim bunlardan vaz geçer ve bu sefer yöntem kendisinin dile getirdiği Türkiye İttifakı şeklinde olur. Her sistemin üç bölümden oluşan bir ömrü var: Doğum, yükseliş, duruş ve düşüşün başlangıcı ve son. Bir çan eğrisini düşünün. AKP son aşamaya doğru gidiyor. Ancak sistem ve tavır değişikliği ile ikinci bir çan eğrisi başlatabilir veya bu son aşamayı uzatabilir.

Sayın Devlet Bahçeli:

Türkiye siyasi yakın tarihimizde en kritik olayları o başlatmış ve bu konuda da başarılı olmuştur. Ülke kendisinde koalisyonda olduğu bir dönemde ülkeyi seçime götürdü ve AKP iktidarı ile Recep Tayyip Erdoğan’ın başa gelmesini sağladı. Bunun biraz evveline giderseniz RTE zaten buna başta Amerikalılar olmak üzere iktidara hazırlanıyordu. Muhtemelen seçim öncesi Amerika’nın desteğini garanti altına almak için Irak’a saldırmaya hazırlanan Amerikalılara, seçimden sonra mutlaka tezkereyi meclisten geçireceği sözünü vermiştir diye algıladım. Ancak bu patladı. Allahtan o tarihte, kendisini milletin vekili olarak kabul eden ve vicdanları ile karar veren vekiller vardı. Zaten bugün görüldüğü üzere tüm AKP vekilleri birer robot ve sadece reisin işareti ile hareket ediyorlar. Diğerleri hep partiden temizlendi.
Bunu takip eden süreçte Sayın Devlet Bahçeli kendi partisi içerisinde epey güç kaybetti. Partiyi az daha Sayın Meral Akşener’e kaptırıyordu. AK partinin desteği ile yapılan hukuk oyunlarıyla bu durumdan kurtuldu. Muhtemelen o sıralarda Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a bazı sözler vermişti. Bunu takiben AK Parti ile birlikte Anayasayı değiştirmek amacı ile referanduma gidilmesini sağladı. Ve tek adam rejimi resmen başladı. Sayın Devlet Bahçelinin AK partiye payanda olmasını bir takım kasetlere bağlayanlar var. Ben buna inanmıyorum. Onun kendi bekası için böyle bir adım attığını düşünüyorum. Sonuç Sayın Devlet Bahçeli tarafından önemli bir siyasi başarıdır: Hem kendi kontrolünden çıkmakta olan hem de baraj altına doğru kaymakta olan partisinin, ufalmasını da göze alarak kontrolünü eline aldı ve partisini iktidarın ortağı yaptı. Özellikle MHP li iş adamları çok mutlu oldu. Bunu takip eden süreçte de seçmen açısından AKP nin dibini oymaya devam etti. Bunun sonuçlarını son 31 Mart Seçiminde gördük. MHP nin devamı ancak Cumhur İttifakının devamı ve İllet İttifakı söyleminin devamı ile olabilir. Her ne kadar ülkeye zarar verse de MHP bu politikayı sürdürecek gibi gözüküyor.

Kemal Kılıçdaroğlu:

CHP başkanlığına geliş süreci çok ilginç geliyor bana. İlk önce kendisine iletilen bir takım Ankara Metro Yolsuzlukları dosyası ile Melih Gökçek ile birlikte bir televizyon programına çıktı. Bu programı hatırlıyorum. Çok başarılı idi. Elindeki dosya galiba çok iyi hazırlanmıştı. Geniş kitleler böyle tartışmaları içerindeki gerçeklere dikkat etmek yerine kim kime kapak yaptı, kim kimi ezdi diye sanki bir boks maçı seyreder gibi seyreder. Bu maçta hem içerik hem de tarz bakımından Kemal Bey daha iyi idi. Melih Gökçekle karşılıklı söz düellosu yapmak kolay bir iş değil. Bu program Kemal beyin popülaritesini başlattı. Ondan sonra ilk Yerel Seçimlerde İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı adayı yapıldı. Bu seçimde kaybetmesine rağmen CHP nin bundan evvelki birkaç seçimde aldığı oydan daha fazla aldığı için CHP kesiminde kahraman ilan edildi. Sanki bir senaryo oyuna konmuştu. Sonra malumunuz, Sayın deniz Baykal ile ilgili bir kaset ve hop Kemal bey CHP nin başında. Kendisinin namusundan ülkeye bağlılığından,, bilgisinden, görgüsünden, yolsuzlukla ilgili görüşlerinin samimiyetinden en ufak bir kuşkum yok. Ancak yukarda sözünü ettiğim şekilde özellikle kaset konusu beni rahatsız ediyor. Acaba Kemal bey kendisinin yazmadığı bir senaryonun aktörümü olduğu gibi kuşkularım oluştu. Tabi ki bir şey bildiğimden değil. Bu benim kişisel düşüncelerim.
CHP Kemal Kılıçdaroğlu önderliğinde iktidara gelemez. Hem ülkemizde hem de bütün dünyada kitlelerin tavrı ancak karizmatik liderlerle etkilenebiliyor. Çevremize bakalım, Amerika, Kanada, Yunanistan, Fransa, ve başka diğer bir çok ülkede de seçimler böyle sonuçlandı. Seçmenler siyasetçinin ne dediğinden değil nasıl dediğinden ve görünüşünden etkilenir. Buna örnek olarak Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın beden dilini ve ses tonunu nasıl kullandığı ve Fetullah Gülenin karşısındaki dinleyicileri nasıl toplu olarak hipnotize etme becerisi gösterilebilir. Saatlerce kaptırıp dinlersiniz sonra bir kelime bile hatırlamaya bilirsiniz. Bu nedenle Kemal beyin şansı yok. Sayın İnce 3 ayda nerelerden nerelere geldi. Sayın İmamoğlu 3 ayda nasıl bir hava yarattı. Bunlar çok önemli örneklerdir.
Ayrıca Kemal bey muhalefette çok yanlış bir yöntem sürdürüyor. Hep Cumhur Başkanı ve ailesinin yosuzlukları ile ilgili konuştu. Malta paraları falan. Halbuki biraz geriye gitse Fetullh Gülenin bu konudaki saldırılarının hep ters teptiğini ve iktidarı zayıflatacağına güçlendirdiğini görebilirdi. Bu nedenle de Fetullah Gülen örgütü kaset yayınlamayı durdurdu. Allah bilir daha ne banka para bilgileri, seks görüntüleri falan var elinde. Dolayısıyla bu konuda bilerek veya bilmeyerek iktidara hizmet etti. Keşke biraz eski siyasetçilerin konuşmalarını inceleseydi. Özellikle, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve diğerleri. Onları dinlemek hakikaten bir zevkti. Konuşmalarında sadece karşı tarafa saldırmak değil ağırlıklı olarak halka ümit verici ve hatta biraz gülümsetici şeyler söylerlerdi. CHP nin üzerine “Camileri ahır yaptılar” vb bir takım dini konular yapışmış durumdadır. Bununla ciddi bir şekilde mücadele edilmedi. Bu iş sadece” tarihte böyle bir şey yok” demekle olmaz. Bu algıyı değiştirmek için İletişim Uzmanları ile çalışmak gerekir ve uzun vadeli bir çalışma olmalıdır. Bu iş ukala siyasetçilerle olamaz. Bunu anlamadı veya böyle olmasını istemedi. Bunun da zararını en son genel seçimlerde Saadet Partisi ve Mollaoğlu gördü. Ben eminim Saadet Partisi örneğin İyi Parti, Demokrat Parti gibi parti partilerle yan yana ve CHP ile mesafeli görülseydi mutlaka oy oranı daha yüksek olurdu çünkü o seçim döneminin bence yıldızıydı. Mollaoğlu beklendiği gibi birkaç puan daha alsaydı aynı şekilde aynı nedenlerle Meral hanımda daha fazla puan alamadı. Şayet bu algı olmasaydı Meral Hanım ve  Mollaoğlunun birkaç puan fazla almasıyla seçim ikinci tura kalabilirdi. Dolayısıyla CHP nin asıl üzerinde derinlemesine ve uzmanca çalışma yapması gereken bu algıdır. Sonra bence en büyük hatası, mecliste Cumhurbaşkanı seçiminde 367 diye tutturmasıydı. Şimdiye kadar hangi cumhur başkanı 367 ile seçildi?  AKP sonunda Abdullah Gülü seçtirdi ve ortaya, bundan sonra Cumhurbaşkanını halk seçsin önerisini getirdi. Gel de karşı çık bakalım. Bunu da destekledi. Halbuki Ulu Önder Atatürk’ün kendisine getirilen Cumhurbaşkanını halk seçsin önerisi, Atatürk’ün çok işine gelebilir olmasına rağmen buna karşı çıkmış ve şöyle dediği rivayet edilir: “halk,  cumhurbaşkanını  seçerse ileride seçilen cumhurbaşkanı diktatörlük yapar, parlamentonun seçmesi daha uygun”
ve parlementer sistemlerde bunun ne kadar sakıncalı olduğunu bu şekilde  anlatmıştır. Bunu en iyi bilenlerden birisininde Kılıçdaroğlu olması gerekir. Sanki kasten Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine önayak oldu. Sonra ilk seçimde yine Devlet Bahçeli tarafından önerilen Ekmelettin İhsanoğlunu aday gösterdi. Bu aday ile zaten en baştan Recep Tayyip Erdoğanın birinci tur da kazanmasını garanti altına aldı. Ekmelettin bey iyi bir insan olabilir ancak kimin karşısında seçime gidiyorsunuz. Bence o seçimim yıldızı konuşma uslubu, eğitimi ve görgüsüyle açık ara Selahattin Demirtaş’tı. Şu HDP, PKK ilişkisi olmasa oyum ona olacaktı. İstemeye istemeye Ekmelettin İhsanoğluna oyumu verdim. Ondan sonraki seçimde ise CHP nin adayı Abdullah Gül idi. Bunlar adeta şaka gibi. Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül’ü ilk turda siler atar. Bu garanti. CHP örgütlerini Abdullah Gül için istekle çalışmaya nasıl ikna edersin? Ayrıca dünya görüşü ve geçmişi bakımından Recep Tayyip Erdoğan ile ne farkı var? Hiç Olmazsa Recep bey düşüncelerini açık açık söylüyor. Abdullah bey ise mırmır. Allahtan Meral Akşener hanım adaylığını geri çekmedi ve Abdullah beyin çatı aday olma isteği gerçekleşmedi. Bu konuda ben şahsen bir vatandaş olarak Meral Akşener hanıma müteşekkirim. E birde Abdullah Gül’ün bahçesine Genel Kurmay başkanı ve MİT başkanı helikopterle indi. Acaba bunun bağımsız aday olarak seçime girmemesine etkisi olmuş mudur? diye düşünmekten kendimi alamadım. Gerçi Abdullah bey bağımsız aday olarak katılsaydı belki ikinci tura kalmasını sağlardı ancak hiçbir suretle seçimi kazanması mümkün değildi . Sonra Muharrem İnce ortaya çıkartıldı. 3 ayda büyük bir popülarite sağladı. Tamamen nasıl konuştuğu ve karizması ile bunu sağladı. Ben kazanma şansını görmedim ancak hiç olmazsa ikinci tura götürebilir diye ümit ettim. Seçim günü Muharrem beyi yalnız bırakıp bir de hatalı davranması sağlanarak, Kemal beye artık parti başkanlığı için rakip olmaması sağlandı diye düşünmekten kendimi alamadım.
Son yerel seçimlerde Kemal beyin aday seçimini takdir etmemek mümkün değil. Özellikle İstanbul için olan seçimi başta bizleri hayal kırıklığına uğratsa da çok doğru olduğu hemen belli oldu.
Şayet AK Parti ile, söylentiler doğru ise bir Türkiye İttifakı konuşmaları yapılıyorsa, doğru bir pazarlık yapar, parlementer sistem diye tutturmaz, demokratik bir başkanlık sistemi ağırlıklı yürür. Recep beyi Başkanlık sisteminden vaz geçirmenin hiçbir olasılığı yok. Zaten bizdeki parlementer sistemin de demokratik olduğu söylenemez. Sorun Başkanlık mı yoksa parlementer sistemi değil. Erkler ayrılığı sağlayan bir sistem olmalı. Bu başkanlık sistemi de, parlementer sistem de olabilir. Bu anayasa değişikliği gerektirir. Ancak iki partinin toplam millet vekili sayısı ile bu konu kısa zamanda meclis içerisinde halledilebilir.

Ülkemiz için en hayırlısını ümit edelim. Ancak muhakkak bir değişiklik gerekiyor. Böyle iflasa doğru gidiyoruz diye korkuyorum.

Yoruma kapalı.